BAĞLAMANIN TARİHÇESİ

BAĞLAMANIN TARİHÇESİ

Bağlamanın Tarihçesi:

Bilim adamları, tarihin yazının bulunması ile başladığını, yazılı kaynak bulunmayan tarih öncesi dönemi ise karanlık dönem olarak ifade etmektedirler. Yapılan arkeolojik kazılar sonucu bulunan kimi dans figürlerinin yanısıra bazı müzik araçlarınında bulunması sonucu müziğin tarihinin çok eskilere dayandığı tesbit edilmektedir. Buda bize gösteriyorki dansın olduğu yerde müzikte kuşkusuz var olacaktır. Müzik, İnsanoğlunun beslenme gereksiniminden sonraki ilk icadıdır. Doğadaki ses ve gürültüleri, korku ve kuşkuyla izleyen ilk insan, bunları yansılamış, topluca yaşamaya başladıktan sonrada, birbirileri ile anlaşabilmek için seslenerek, el kol, kaş göz hareketleriyle birbirilerine dertlerini anlatmaya çalışmışlardır. Başlangıçta bir anlatma aracı olan bu faktörleri daha sonraları danslarında, törenlerinde vs, kullanmışlardır. Mesela, ilk insanlar bir çok olayı taklit ederek beynini kullanmayı ve kendi kendini tanımaya başlar. Kendi kendisini tanımaya başlayıncada, doğadaki bütün olayları merakla izler. Suların kıyıya vuruşunu, rüzgarın, yağmurun, şimşeklerin, rüzgardan sallanan ağaçların çıkarmış olduğu seslerden önce korkar ve daha sonraları hareket eden her şeyin bir sesinin olduğunun farkeder. Kendilerini vahşi hayvanlardan korumak için ellerine aldıkları cisimleri ağaca, taşa vurarak sesler çıkartmışlar. Bu sayede vurmalı sazların oluştuğu söylenmektedir. Elde ettikleri ritm duygusuyla beraber avdan gelen insanlar av hayvanlarını taklit etmeleri sonucu dansın ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Yabani hayvanlara karşı kendilerini savunmak için yaptıkları ok ve yay sayesinde de telli çalgıları buldukları tahmin edilmektedir. Kısaca insanın sesini kullanmayı öğrenmesi ile müziğin başladığını söyleyebiliriz.

Bağlama ailesini oluşturan sazlar topluluğunu tanıyabilmek için önce sazların atası sayılan „kopuz“’u tanımak gerekir. Bağlama Ailesi, Türk Halk Müziğinde kullanılan mızraplı çalgılardan oluşur. Mızraplı sazların atası olarak bilinen Orta Asya kökenli kopuzun en az 2000 yıllık bir tarihi geçmişi olduğu söylenmektedir. Asya insanı’nın en eski kültür ürünlerinden biri olarak kabul edilen kopuz, çok geniş bir alana yayılmış ve ait olduğu toplulukların sembolü haline gelmiştir. Kopuz sadece Asya kültüründe değil, Anadolu kültüründe de önemli rol oynamıştır. İslamiyet’ten önce Asya Türk topluluklarının inanç sistemi olan şamanizmin temelinde de kopuz kültürü yatmaktadır. Dede Korkut hikayelerinde sık sık karşımıza çıktığını görürüz. Kopuz ve kopuzdan türeyen çalgıların doğuşunu araştırmacılar şu şekilde tanımlamaktadırlar. Esen rüzgarların sazlıklardaki kırık kamışlara çarpmasıyla çıkan ve ilk insanların üzüntülü, sevinçli anlarında çıkarmış oldukları seslerin ilk müzik duygularını verdiği tespitine varmışlardır. Zamanla kamış ve kirişten çıkan bu sesler, insanların ilgisini çekmiş, kullanmış oldukları okun, yay kirişine sürtünmesiyle oluşan tını keşfedilmiş ve bilinçli olarak bu sesler çıkarılmaya başlanmıştır. Avlanma yayıyla okun sürtünmesiyle meydana gelen yapıya „okluğ“ denilmiştir. Daha sonraları okluğun ucuna su kabağı ilave edilerek „ıklığ“ (yaylı sazlar) elde edilmiştir. Su kabağının üst kısmına ince deriler gerilip, kiriş telleri bu deri üzerinden geçirilmiş, ok yerinede bir başka yay kullanılmıştır. Böylece, yaylı ve yaysız (parmakla ve mızrapla çalınan) telli sazların ataları olan Kopuz doğmuştur. Kopuzun gövdesi daha sonraları su kabağı yerine armudi şekilde çeşitli ağaçlardan oyularak yapılmış, üzerine yine deri gerilmiş, uzun yıllar kullanılmış, zaman içerisinde derinin yerini ağaç göğüs, at kılı ve kiriş tellerin yerini ise, metal teller almıştır.

Kopuz, Asyadan sonra en çok Anadolu ve Rumeli’de benimsenmiştir. Kopuz’un yapısında zaman içerisinde meydana gelen değişim ve gelişimler, onun Anadolu topraklarına yayılışını ve çok eski zamanlardan gelen bir çalgı olduğunu da ortaya koymaktadır. Anadolu sazlarındaki bu adlamaların tarihsel gelişimini incelerken, yararlanılan önemli kaynakların başında, halk ozanlarının şiirleri gelmektedir. Yunus Emre (XIII.yy)’den başlayarak, kopuz, çeşte (şeştar-altıtelli), tanbura, cura, saz, bağlama, çögür gibi adların, sıkça bu metinlerde geçtiği görülür. Kaygusuz Abdal (XIV.yy), Pir Sultan Abdal (XVI. yy), Kazak Abdal (XVI.yy), Köroğlu (XVI.yy), Karacaoğlan (XVII.yy), Dadaloğlu (XIX.yy), Dertli (XIX.yy), Aşık Veysel (XX.yy) gibi daha pekçok ozan, hayatlarını paylaşan bu sadık dost için, şiirler söylemişlerdir.

Anadolu’da kopuzdan sonra, tanbura tipli çalgıların genel adı olarak kullanılan terimler „saz“ ve „bağlama“dır. Aslen Farsça olan ve Fasça’dan Türkçeye geçen „saz“ terimi, halk sanatçılarının şiirlerinde söylerken çaldıkları telli çalgının genel adıdır. İşte bundan dolayı aşıklara „saz şairi“, yarattıkları edebiyata da „aşık edebiyatı“ denilmektedir. Yapılan araştırmalara göre 17.yüzyıldan itibaren kopuz adı yavaş yavaş unutulmuş ve yerine „BAĞLAMA“ deyimi kullanılmaya başlanmıştır. Bazı kaynakları inceleyecek olursak; Anadolu’da, bağlama ailesi çalgıların, olağanüstü bir çeşitlilik sunması ve hemen her yörede kullanılması, çalgının “yerli”liği adına önemlidir. Anadolu sazlarında, bu türden çalgıların adlandırılmasında, farklı yöntemler uygulanmıştır. Sözgelimi tel sayısına göre, boyuta göre, çalındığı akorda ve hatta çalındığı yere göre yapılan adlandırmalar yaygındır. Önceleri “ikitelli”den “onikitelli”ye kadar değişen ve tel sayılarına göre yapılan adlamanın yerini, giderek çalgının boyuna, çalındığı akorda yada çalındığı yere göre yapılan adlamanın aldığı görülür. Sözgelimi cura, ırızva, bağlama, bozuk, tanbura, çöğür, divan sazı, meydan sazı gibi adlar, bu dönüşümün tipik örnekleridir. Bağlama, bozuk gibi adlar, hem özel bir tür, hem de bir akort bildirmektedir. Divan sazı, meydan sazı gibi örnekler, çalgının, mekansal büyüklüğüne de çağrışım yapan adlamalara örnektir.

Bağlama benzeri çalgıların günümüzde yaygın olduğu bölgelere bakıldığında, bunların antik dönemlerdeki dağılımla hemen hemen örtüştüğünü görmekteyiz. Tarihsel gelişmenin etkileriyle yayılmanın yönünün, daha çok doğudan batıya doğru olduğu söylenebilir. Özellikle lut – lavta türlerinin, Avrupa Ortaçağ ve Rönesans müziklerinde önemli bir rol üstlendiği görülüyor.

Bugün, bağlama benzeri çalgıların hala oldukça geniş bir ülkeler coğrafyası içinde kullanılıyor olduğunu görüyoruz. Uzakdoğudan Asya kültürlerine, ortadoğudan Anadolu’ya, Balkanlardan Akdeniz kültürlerine hatta Latin kültürlerine dek, çok değişik form, ölçü ve adlar altında kullanılan bağlama benzeri çalgıların, farklı kültürlerden insanlarla olan ilişkisinin daha uzun yıllar, gelişerek devam edeceği görülmektedir. Halk müzikleri içinde de çoğu ülke için, bu aileden çalgılar, vazgeçilmez bir değer taşımaktadır.

Bağlama tek başına çalınıp söylenen bir enstrüman olmakla beraber, diğer çeşitlerinin (Meydan sazı, divan, tanbura, bağlama, çöğür, bozuk, cura vs. gibi) biraraya gelmesiyle adeta büyük bir orkestrayı oluşturmaktadır.
Bağlamanın ses sahası 2,5 oktav olup, ses taplosu üzerine yapıştırılan ilave perdeler ile ses sahası 3 oktava çıkarılabilir.

Bağlama ailesi sazlarını büyükten küçüğe aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

MEYDAN SAZI: Meydanlarda çalınmasından dolayı Meydan Sazı denilmistir. 12 teli bulunması nedeniyle bazı yörelerde 12 telli sazda denilmektedir. Meydan sazı bağlama ailesinin en büyük sazıdır. La sesine akort edilir. Form boyu 52,5cm, sap boyu 70cm, tel boyu 112cm, form eni ve derinliği 31,5cm dir. En ince teli 0,35 – 0,40 numaradır. Çoğunlukla kalın bam telleri kullanılır.

DİVAN SAZI: Meydan sazından biraz daha küçüktür. Dokuz telli yada yedi telli olarak kullanılabilir. Meydan sazından dört ses daha tiz akort edilir. Form boyu 49cm, sap boyu 65cm, tel boyu 104cm, form eni ve derinliği 29,5cm dir.

ÇÖĞÜR: Divan sazına yakın büyüklükte 9 ile 6 tel takılmakta ve 15 kadar perdesi bulunmaktadır. Akordu alt iki tel(La), orta iki tellerin birisi(La) diğeri ise(Re), üst teller ise(Sol) sesine akort edilir. Çöğür ile; Nefes, Ayin ve Semai gibi havalar çalınır. Bugün daha çok curası kullanılmaktadır. Çöğür Curası, çöğürün bir oktav daha tizi ve küçüğüne denir.

BAĞLAMA: Kendi adını alan ailenin temel sazıdır. 17-24 perdesi vardır. Meydan sazından bir oktav, Divan Sazından ise beş ses daha tizdir. 6-9 tel takılır. Alt telleri(La) sesine akort edilir. Düzen değişikliklerinde orta ve üst tellerin akortları değiştirilir. Form boyu 42cm, sap boyu 55cm, tel boyu 88cm, form eni ve derinliği 25cm dir.

BOZUK: 15-18 perdesi vardır. Üçerli gruplar halinde 9 tel takılır. Bağlama ebatlarındadır. Ortaya iki sırma ve bir ince çelik tel, üste ve alta ise birer kalın sırma ve ikişer çelik tel takılır. Sırma teller çelik tellere göre bir oktav daha pest akort edilir.

Genellikle Güney ve Ege yörelerimizde bozuk olarak bilinir ve çalınır. Bozuk düzeni oldukça yaygındır. Akortları ise alt(La), Orta(Re) ve üst (Sol) seslerine düzenlenir.

AŞIK SAZI: Aşıkların ( Halk Ozanlarının ) çalmış oldukları bağlamaya aşık sazı denilmekdetir. Normal bağlamaya göre sapı daha kısadır. 13-15 perdesi vardır. Dip perdesi (Re) değil Do’dur. 6-9 telli olarak kullanılır.

TANBURA: Bağlamadan daha küçüktür. Divan sazından bir oktav tizdir ve divan sazının curası olarak bilinir. Bağlamadan da dört ses daha tizdir. Alt(Re) orta(Do) seslerine akort edilir. Form Boyu 38cm, sap boyu 50cm, tel boyu 80cm, form eni ve derinliği 22.8cm dir.

CURA: Bağlama ailesinin en küçük sazıdır. 7-16 perdesi 3-6 teli bulunmaktadır. Genellikle altı tellidir.Üç tek telli veya allta iki, ortada iki, üstte ise tek telli olanlarının yanı sıra iki telli olanlarıda vardır. Bağlama ve Bozuk düzenlerine akort edilir. İki telinin akort düzeni alt tel(La) üst tel(Re) dir.

BAĞLAMA CURASI: La sesine akort edilir. Bağlamadan bir oktav tanburadan ise beş ses tizdir. Form boyu 26,5cm, sap boyu 35cm, tel boyu 56cm, form eni ve derinliği 15,5cm dir.

TANBURA CURASI: Re sesine akort edilir. Tanbura’dan bir oktav, bağlama curasından dört ses daha tizdir. Form boyu 22,5cm, sap boyu 30cm, form eni ve derinliği 13,5cm dir.

Kaynak: Cafer Açın(İ.T.Ü-Enstrüman yapım bölümü başkanı)

www.sahinaydin.com

Comments are closed.

line
Copyright © 2011· Ozan Müzik Evi | Alle Rechte vorbehalten